home

 
KAFES / KAZAN DAİRESİ
 

Sanatçı’nın çalışmaları Erenköy’de  “Kafes”  ve Akaretler’de “Kazan Dairesi” olmak üzere eşzamanlı olarak gerçekleşecek olan iki ayrı sergi ile görülebilir.

Fatma Sağ Tunçalp “Kafes” sergisi ile ağırlıklı olarak metal ile seramiğin birlikteliğinden oluşan çalışmalarında insan ve bedeni üzerinden özgürlük kavramını sorguluyor.Kümes teli, vida, çivi, dikenli tel, dişli ve çark gibi malzemeleri kullanarak soğuk metal ile yaşamı (bedeni) çağrıştıran çamur arasındaki zıtlığı ve metalin çamur üzerinde bıraktığı izleri üretiminde bu yolda kullanıyor. Doğadan/doğasından koparılmış ve yalnızlaşmış bireyin doğumundan itibaren maruz kaldığı   bilgi, görüntü ve ses karmaşasını; çeşitli önyargılar, alışkanlıklar, kalıplar ve korkular oluşturarak onu yöneten, neredeyse makineleştiren hipnotize edici etkenler olarak sunuyor. Metal ile çamurun bu şekilde birlikte kullanılmasının izleyici üzerindeki etkisi sergideki ana hedeflerden birini oluşturuyor.

“Kazan Dairesi” ise, “Kafes” sergisinden ayrı olmakla birlikte onun devamı niteliğindedir. Dünyayı kaynayan bir kazana benzeten sanatçı bu sergisinde kalabalıklar ve çokluk vurgusu ile buna tezat oluşturacak şekilde her türlü yok varsayma/sayılma,  “ötekilik” kuyusunun kapağını aralıyor. İzleyiciyi en alçakta, en dipte yaşayan; kenarlarda, kuytularda saklanan böcekleri; onların içlerine girerek kendi dairelerinde ziyaret etmeye davet ediyor. Sanatçı bu sergisi için 7.000 adet gerçek boyutlu seramik böcek yerleştirmesi yapıyor.

Franz Kafka bir konuşmasında şunları söylüyor;

“Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var… Hayvana geri dönülüyor.Böylesi insanca yaşamaktan çok daha kolay. Herkes sürüye katıldığından ötürü güven içerisinde, kentlerin yollarından geçip işe, yemliklerin başına ve eğlenceye gidiyor. Tıpkı büroda olduğu gibi, sınırları iyice çizilmiş bir yaşam. Böylesi bir yaşamda mucizeler değil, yalnızca kullanma talimatları, doldurulacak başvuru formları ve kurallar var. Özgürlükten ve sorumluluktan korkuluyor. O nedenle, insanlar kendi yaptıkları parmaklıkların ardında boğulmayı yeğliyorlar.”